Hicret nedir?

İslam takviminin başlangıcı Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesidir. Bu göç sırasında o zamana kadar Müslüman olan herkes de Peygamberin yanındaydı. Hicret 20 eylül 622 günü olmuştur. Hicret'i esas tutan Hicri takvimin başlangıcı ise asıl Hicret'ten daha sonra, 640'tadır.

Hicret, Hz. Muhammed ve diğer müslümanların baskılar yüzünden 622'de Mekke'den Medine'ye göçüne verilen isimdir. Bu göçün sonucunda Medine'de bir İslam Devleti kurulmuştur. Rasulullah Mekke'de tebliğ görevini sürdürürken Kureyşliler de inkarlarında diretiyorlardı. Peygamberimiz tebliğ görevini Mekke'nin dışına taşırmak istiyordu. Bu nedenle Taif'e gitti. Taifliler de Kureyşliler gibi inkarcılıkta direnmişler ve Peygamberimizi taşa tutmuşlardı. Peygamberimiz onların bu cahilce hareketleri karşısında yılmamıştır. Özellikle hacc mevsiminde Mekke dışından gelen insanlarla görüşüyor onlara İslam'ı anlatıyordu. Peygamberimiz bir Gün Akabe mevkiinde Medineli altı kişi ile karşılaştı. Onlara Kur'an okudu ve İslam'a davet etti. Medineliler Peygamberimizle konuştuktan sonra durumu kendi aralarında değerlendirdiler.

"Yahudilerin geleceğini bildikleri ve kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olmasın" dediler. Yahudilerden önce Müslüman olmanın gereğine inanıp müslüman oldular. Medine'de bulunan Yahudiler bir Peygamber'in geleceğini biliyorlardı. Medinelilerle aralan açılan Yahudiler onlara "Bir Peygamber gönderilmek üzeredir. O Peygamber gelince biz ona tabi olacağız İrem ve Âd kavimleri gibi sizin kökünüzü. kazıyacağız" diyorlardı.

Akabe'de Müslüman olan Medineliler memleketlerine gittiklerinde bu durumu yakınlarına aktardıktan biryıl sonra daha önceki Müslümanlarla birlikte on iki kişilik bir topluluk Hacc için Mekke'ye geldi. Bunlar Peygamberimizle görüştü ve "hırsızlık yapmamak zina etmemek çocukları öldürmemek iftira etmemekAllah ve Resulüne muhalefette bulunmamak hususunda" peygamberimize söz verip bey'at ettiler. Peygamberliğin onüçüncü yılında Medineli Müslümanlardan yetmiş iki kişilik bir grup hacc için Mekke'ye geldiler. Peygamberimizle Akabe mevkiinde görüşmek üzere toplandılar.

Hz. Peygamber (s.a.s) amcası Abbas'la birlikte Akabe'ye geldi. Abbas henüz müslüman olmamıştı. Ebu Talib'in vefatından sonra peygamberimizle daha çok ilgilenmeye başlamıştı. Bu ilgi kabile bağından ileriye gitmiyordu. Toplantıda ilk konuşmayı Abbas yaptı; "Ey Hazrec topluluğu bu benim kardeşimin oğludur. Benim yanımda insanların en sevgilisidir. Siz onu tasdik ediyor onun getirdiklerine inanıyor ve kendisini alıp götürmek istiyorsanız sizden bu hususta beni tatmin edici bir söz almak isterim. Siz ona vereceğiniz sözü yerine getirebilecek ve kendisini muhaliflerinden koruyabilecek misiniz? Bunu gereği gibi yaparsanız ne iyi; yok eğer Mekke'den çıktıktan sonra kendisini yardımsız bırakacak rüsvay edecekseniz şimdiden bu işten vazgeçiniz onu bırakımı. Yine kavmi arasında ve yurdunda izzet ve şerefiyle korunmuş olarak yaşasın."

hicret

Hz. Abbas'tan sonra Hz. Peygamber (s.a.s) konuştu. Bundan sonra Medineli müslümanlar düşüncelerini şöylece açıkladılar: "Allah'tan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey'at ediyoruz. Biz Rabbımıza bey'at ediyoruz Allah'ın kudret eli ellerimizin üzerindedir. Kendimizi oğullarımızıkadınlarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de esirgeyip koruyacağız. Eğer bu ahdimizi bozarsak Allah'ın ahdini bozan yaramaz bedbaht insanlar olalım. Ya Rasulallah Biz ahdimizde sadıkız.

Peygamberimiz iki şart ileri sürdü "Rabbim için şartım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmamanız yalnız O'na ibadet etmeniz kendinizi çocuklarınızı kadınlarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden beni de esirgeyip korumanızdır" buyurdu. Medineliler: "Böyle yaptığımız zaman bizim için ne var" dediler. Allah Rasulü de: "Cennet var" buyurdular. Medineliler "bu karlı alış veriştir" deyip Allah Rasulüne bey'at ettiler. Mekke müşrikleri Akabe bey'atlarıyla ilgili haberi alınca Allah Resulünü Mekke dışına çıkarmamak için önlemler almaya başladılar. Bir müddet sonra peygamberimiz

Müslümanların Medine'ye hicret etmelerine izin verdi. İlk olarak Cahşoğulları hicret ettiler. Bunlardan sonra Hz. Ömer hicret için önce silahını kuşandı Kabe'yi tavaf etti. Çevrede bulunan müşriklere de hicret etmekte olduğunu bildirdi. "Anasını ağlatmak karısını dul bırakmak isteyen varsa beni izlesin" diyerek büyük bir grup sahabe ile birlikte hicret etti." Hz. Ömer'den sonra Hz. Hamza ve diğer müslümanlar hicret ettiler. Hz. Ebu Bekir de hicret etmek istiyordu ancak Peygamberimiz ona "acele etme belki Allah sana bir arkadaş bulur" diyerek beklemesini söyledi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir iki deve satın alıp hicret edeceği günü beklemeye başladı.

Kureyşliler müslümanların Medine'de tutunduklarını görünce telaşa düştüler. Peygamberimizin hicretine engel olabilmek için Darü'n-Nedve adı verilen meclis binasında toplandılar. Çeşitli fikirler ve düşünceler ileri sürerek sonuçta Ebu Cehil'in düşüncesinde karar kıldılar. Ebu Cehil her kabileden bir delikanlının seçilmesini bunların hep birlikte Peygamberimizi öldürmelerini teklif etti. Böylece Abdi Menaçoğullarının bütün kabilelerle çarpışamayacağını kan davasından vazgeçeceklerini bildirdi. Onlar bu tip hileler düşünürlerken Peygamberimiz Hz. Ebu Bekir'in evine vardı. Allah'ın kendilerine hicret iznini verdiğini bildirerek yol hazırlıklarına başlanıldı. Mekkelilere ait bazı emanetlerin sahiplerine teslim edilmesi ve müşrikleri yanıltmak amacıyla Hz. Ali'ye Peygamberimizin evinde kalması emredildi.

Gecenin geç vaktinde müşrikler Peygamberimizin evini kuşattılar. Allah Rasulü Kur'an okuyarak Allah'a sığınmış böylece müşriklerin arasından görünmeden geçmiştir. Bir müddet sonra müşrikler Peygamberimizin yatağında yatanın Hz. Ali olduğunu görünce hayrete düşmüş ve tuzaklarının boşa gittiğini anlamışlardır. Rasulullah (s.a.s) Hz. Ebu Bekir'le birlikte Sevr Dağı'na doğru yol alıp Hıra mağarasına gizlendiler. Bu dağ Medine tarafında değil Cidde tarafında Mekke'nin kuzey batısında yer alıyordu. Müşrikleri şaşırtmak için de böyle bir yola başvurulmuştu.

Müşrikler hz. Ali'yi ve Hz. Ebu Bekir'in kızı Esma'yı sıkıştırmış fakat bir şey öğrenememişlerdir. İz sürenleri yanlarına aldılar; dağ tepe demeden her tarafı aradılar. Bir ara mağaranın ağzına kadar geldiler mağaranın önüne bir güvercinin hemen Rasulullah'ın oraya girmesinden sonra yuva yaptığını örümceğin örttüğünü görünce Allah Rasülünün mağarada gizlenmesinin mümkün olabileceğini düşünemediler. Elleri boş olarak geri döndüler.

Hz. Peygamber (s.a.s) ile Hz. Ebu Bekir bu mağarada üç gün kaldılar. Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdullah ve kızı Esma onlara yemek taşıdılar. Hz. Ebu Bekir'in çobanı da koyunlarını Abdullah'ın geçtiği yerlere sürerek izlerini silmeye çalıştı. Yol Kılavuzu Uraykıt Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir'in bineceği develeri getirdi. Peygamberimiz devenin ücretini Ebu Bekir'e ödeyerek yola koyuldular. Yolculukta geceleri yol alıyor gündüzleri gizleniyorlardı.

Kureyşliler Peygamberimizi bütün uğraşlarına rağmen bulamayınca şaşkına döndüler. Onu bulana yüz deve vereceklerini vadettiler. Bu ödül herkesi heyecanlandırdı. Yüz deveye sahip olabilme ümidiyle her tarafı aramaya başladılar. Her yöne haberciler gönderildi. Bu habercilerden birisi de Süraka'nın yurduna gelmişti. Onlar da Allah Rasulünü bulabilmek ve yüz deveye sahip olabilmek için fırsat kolluyorlardı. Bir gün adamın birisi üç kişilik bir yolcu kabilesinin gitmekte olduğunu gördü. Bunu bir toplulukta anlattı.

Süraka uyanık bir kimse idi. Adamı yanıltmak ve sözü kesmek için onlar falancalardır dedi. Adam da kesin bir şey bilmediğinden susmak zorunda kaldı. Bunun üzerine Süraka evine geldi. Atını ve oklarını hazırladı. Belirtilen yöne doğru hızla yol almaya başladı. Süraka kısa bir müddet sonra Peygamberimiz ve Hz. Ebu Bekir'e yetişti. Onlara "bugün seni benden kim kurtarabilir" diye bağırdı. Peygamberimizin duasıyla Süraka'nın atının ön ayakları kuma gömüldü. Böylece Allah bu kutsi Medine yolculuğunda Rasulünü yalnız bırakmamış ve onu tehlikelere karşı bir kez daha korumuştu.

Atının kuma gömülmesi sonucunda gerçeği anlayan Süraka affını rica etti. Peygamberimiz de ona dua ederek affetti. Süraka minnet altında kalmak istemiyordu. Peygamberimize ikramda bulunmak istiyordu. Peygamberimiz de onun hiç bir ikramını kabul etmek istemedi. İkramının kabul edilebilmesi için müslüman olmasının gerektiğini öğrendi ve müslüman oldu.

Kureyş'in vadettiği yüz deveye sahip olmak isteyenlerden birisi de Büreyd idi. O da kendi kabilesinden yetmiş atlı ile yola çıkmış Peygamberimize yetişmişti. Ancak bütün gayretlerine rağmen muvaffak olamamış sonuçta Büreyd'e İslam tebliğ edildi. Büreyd ve yanındakiler müslüman oldular. Büreyd peygamberimizin Medine'ye bayraksız girmesinin uygun olmayacağını düşünerek başından sarığını çıkardı mızrağının ucuna bağladı böylece Medine'ye kadar Peygamberimizin bayraktarlığını yapmış oldu.

Peygamberimizin Mekke'den çıktığını duyan Medine'deki müslümanlar yolları gözlüyorlardı. Her gün güneşin doğumundan önce Harra mevkiine çıkıyorlar sıcak bastırıncaya kadar bekliyorlardı. Bir gün Yahudi'nin birisi bir işiyle ilgili olarak yüksek bir kuleye çıkıp etrafı gözetlemeye başlamıştı. Peygamberimizin ve arkadaşlarının gelmekte olduğunu gördü. Kendisini tutamayarak heyecanla " eyArap topluluğu! İşte nasibiniz devletliniz beklediğiniz ulu kişiniz geliyor" diyerek Rasulullah'ın geldiğini onlara haber verdi.

Medineliler yollara dökülüp Peygamberimizi karşıladılar. Peygamberimiz burada bir müddet kaldı ve Kuba Mescidi'ni inşa ettirdi. Hz. Ali de Kuba'da Rasululah'a yetişti. Süheyb b. Sinan da hicret etmek için yola çıkmıştı. Kureyşliler onun yolunu çevirdiler göndermek istemediler. Süheyb biriktirdiği bütün serveti Kureyşlilere bırakmak şartıyla yoluna devam etti. Peygamberimiz bir kaç gün sonra Medine'ye hareket etti. Hareketinden önce Neccaroğullarına kendisini Medine'ye götürmeleri için haber gönderdiği de rivayet edilmektedir. Abdulmuttalib'in annesi Neccaroğullarının kızıydı. Dolayısıyla Neccaroğulları Abdulmuttalib'in dayıları oluyordu.

Neccaroğulları Peygamberimizi Medine'ye götürdüler. Halk Peygamberimizi ağırlamak için can atıyordu. Allah Rasulü hiç kimseyi kırmak istemiyordu. " Devenin yolunu açınız. Nereye çökeceği ona buyrulmuştur" diyordu. Deve boş bir araziye çöktü. Peygamberimiz bu araziye akrabalarından kimin evinin yakın olduğunu sordu. Böylece Neccaroğularından Ebu Eyyub El-Ensari'nin evine misafir oldu.

Hz. Peygamber (s.a.s)'in Medine'ye gelişi Medineli mü'minleri büyük bir sevince boğdu. Bütün mü'minler evlerinin damına çıkmış; gençler ve hizmetçiler yollara dökülmüşler "Ya Rasulallah! Ya Muhammed! Ya Rasulallah!" diyerek bağırıyorlardı. (Müslim Sahih VIII 237). Çocuklar ve hizmetçiler yollarda ve damlarda "Rasulullah geldi! Allahu ekber! Muhammed geldi! Allahu ekber! Muhammed geldi! Allahu ekber Muhammed geldi! diyorlar Habeşliler de sevinçlerinden kılıç kalkan oynuyorlardı (Ebu Davud Sünen II 579)

Hicret kelimesinin kökeni

Arapça kökenli olan hicret sözcüğü, "terketmek, ayrılmak, bir yerden başka bir yere göç etmek" demektir.

Genel anlam ve kullanımda hicret, bir İslam dini kavramı olarak, herhangi bir Müslüman birey veya topluluğun, inançları (Müslüman oluşları) yüzünden baskı gördükleri bir yerden başka bir yere göç etmesine verilen isimdir.İslam terminolojisinde hicret kavramı ile Hz. Muhammed (a.s.) ve arkadaşlarının M. 622 yılında Mekke'den Medine'ye göç etmeleri kastedilir. Mekkeli müşriklerin baskılarına dayanamayan müslümanlar daha önce de iki kafile halinde Habeşistan'a hicret etmişlerdir.

Hicret'in sonuçları

1- İslamın yayılması için iyi bir ortam oluştu.

2- Göç edenlere muhacir, Medine'de onları ağırlayan ve yardımcı olan Medine'li müslümanlara ensar denildi.

3- Medine'de İslam Devleti'nin temelleri atıldı.

4- Medine'deki Yahudilerle Medine Antlaşması imzalandı.

5- Medine'ye Mescid-i nebi yapıldı.

6- Mekke Dönemi Sona ermiş Medine dönemi başlamıştır.

7- Mekke ve Medine halkları arasında kardeşlik tesis edilmiştir.

8- Hicri takvim başlamıştır.

Hicret'in sözlükteki anlamı nedir?

1- Göç.

2- İslam takviminde tarih başı sayılan, Hz. Muhammed'in mekke'den medine'ye göç etme olayı.